3
Ekim, 2006 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bugün, Türkiye'deki
zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin laiklik ilkesine
aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu görüştü. Mahkeme
kararını ileri bir tarihte verecek.
Yaklaşık
iki saat süren duruşmada, Türk hükümetinin avukatı 'zorunlu
derslerin AİHM içtihatına uygun olduğunu' belirtirken, başvuru
sahibinin avukatı 'zorunlu derslerin laiklik ilkesine aykırı
olduğu görüşünü' dile getirdi.
Türk
hükümeti adına savunma yapan avukat Münci Özmen, AİHM içtihatına
göre eğitimi düzenlemenin devletin yetki ve sorumluluğu altında
olduğunu söyledi. Özmen, "yasaların ailelere, kurumsal eğitimi
çökertme hakkı tanımadığını" kaydetti.
Başvuru
sahibinin avukatı Kazım Genç,
Türkiye'deki uygulamanın laiklik ilkesine tamamen aykırı olduğunu
belirtti ve laiklik ilkesi gereği devletin din dersi veremeyeceğini,
sadece din derslerini gözetim ve denetim altında tutabileceğini
ifade etti.
CHP'li
Gülçiçek: "Laiklik davası olarak görülmeli"
Duruşmayı
izleyen CHP milletvekili Ali Rıza Gülçiçek, daha sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, "bu davanın, sadece Alevilerin davası
olarak değil, demokrasi ve laiklik davası olarak görülmesi
gerektiğini" söyledi.
Gülçiçek,
Türkiye'deki zorunlu derslerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
de aykırı olduğunu savundu.
Duruşmayı,
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen Alevi dernek ve federasyonlarına
üye çok sayıda Türk vatandaşı izledi.
Başvuru
sahibinin ve Türk hükümetinin avukatlarının görüşlerini dinleyen
AİHM, davayla ilgili kararını ileri bir tarihte verecek.
Davanın
geçmişi
Alevi
inancını benimseyen Hasan Zengin isimli vatandaş, AİHM'ye
2004 yılında yaptığı başvuruda, "Türkiye'nin, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9'uncu
maddesini ve eğitim hakkıyla ilgili 1'inci protokolün 2'nci
maddesini ihlal ettiği" görüşünü savunmuştu.
Hasan
Zengin, Türkiye'deki mahkemelere yaptığı başvuruda, 7'nci
sınıfta okuyan kızı Eylem Zengin'in, din ve ahlak derslerinden
muaf olmasını talep etmiş, ancak bir sonuç alamamıştı.
Zengin,
Türk mahkemelerine yaptığı başvuruda, Türkiye'de verilen zorunlu
din ve ahlak derslerinin, laiklik ilkesine aykırı olduğunu
savunmuş ve derslerde öğretilen Sünni İslam eğitiminin tarafsız
olmadığı görüşünü dile getirmişti.
Türkiye'de
Anayasa'nın 24'üncü maddesinin 21'inci bölümü uyarınca ilköğretimdeki
çocukların, din ve ahlak derslerine girmesinin zorunlu kılındığını
belirten Zengin, AİHM'ye yaptığı başvuruda, "Türkiye'de din
ve ahlak dersi öğretim biçiminin, kızının din özgürlüğüne
ve ebeveyn olarak çocuğuna kendi inançlarına göre din dersi
öğretilmesi güvencesine aykırı olduğu" görüşünü savunmuştu.
KAYNAK:
cnn.turk.com
Zorunlu
din dersi AiHM'de görüşüldü
05-10-06
Zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması talebiyle yapılan
başvurunun ilk duruşması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde
(AİHM) gerçekleştirildi.
İlk
duruşmada hükümet avukatı, zorunlu din dersinin AİHM içtihatlarına
uygun olduğunu öne sürerken, başvuru sahibi Hasan Zengin'in
avukatı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım
Genç ise zorunlu din derslerinin Anayasa'nın laiklik ilkesine
aykırı olduğunu ve insan hakkı ihlali anlamına geldiğini söyledi.
Duruşmayı çok sayıda Alevi sivil toplum kuruluşu temsilci
ve üyeleri ile CHP Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek de izledi.
'LAİK
DEVLET DİN DERSİ VEREMEZ'
Duruşmada
hükümetini temsil eden avukat Münci Özmen, AİHM içtihatma
göre eğitimi düzenlemenin devletin yetki ve sorumluluğu altında
olduğunu söyleyerek yasaların ailelere, kurumsal eğitimi çökertme
hakkı tanımadığını savundu. Zorunlu din dersi uygulamasının
laiklik ilkesine tamamen aykırı olduğunu belirten avukat Kazım
Genç ise laiklik ilkesi gereği devletin din dersi veremeyeceğini,
sadece din derslerini gözetim ve denetim altında tutabileceğini
ifade etti. Sonucu merakla beklenen ve pek çok dava için emsal
niteliği taşıyacak olan davanın ilk duruşmasında tarafların
görüşlerini dinleyen AİHM heyeti, kararını ileri bir tarihte
vereceğini açıkladı. Duruşmanın ardından, bu davanın sadece
Alevilerin davası olarak değil, demokrasi ve laiklik davası
olarak görülmesi gerektiğini söyleyen CHP Milletvekili Gülçiçek,
Türkiye'deki zorunlu din derslerinin Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'ne
(AİHS) de aykırı olduğunu söyledi. Duruşmayı, Avrupa'nın çeşitli
ülkelerinden gelen Alevi dernek ve federasyonlarının temsilci
ve üyeleri de izledi.
Din
özgürlüğüne aykırı
DAVAYA
konu olan olay, Alevi inancına sahip Hasan Zengin tarafından
7. sınıf öğrencisi kızı Eylem Zengin'in tek yanlı olarak Sünni
İslam inancının öğretildiği zorunlu din derslerinden muaf
tutulmasına yönelik başvurusu ile başladı. İç hukuk yollarının
tükenmesinin ardından 2004 yılında AİHM'e başvuran Zengin,
Türkiye'nin, AİHS'nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9.
maddesini ve eğitim hakkıyla ilgili 1. protokolün 2. maddesini
ihlal ettiği görüşünü savundu. Türkiye'de Anayasa'nın 24.
maddesinin 21. bölümü uyarınca ilköğretimdeki çocukların,
din ve ahlak derslerine girmesinin zorunlu kılındığını belirten
Zengin, AİHM'ye yaptığı başvuruda, Türkiye'de din ve ahlak
dersi öğretim biçiminin, kızının din özgürlüğüne ve ebeveyn
olarak çocuğuna kendi inançlarına göre din dersi öğretilmesi
güvencesine aykırı olduğu görüşünü dile getirdi.
Başka
çare bırakmadılar
DAVAYI
değerlendiren Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı
Doç. Dr. Atilla Erden, laiklik ilkesinin benimsendiği bir
ülkede zorunlu din dersinin kabul edilemeyeceğini belirtti.
Bu nedenle mağdur olan ve inançları konusunda dayatmalarla
karşılaşan insanların hukuka başvurmasının son derece doğal
olduğunu dile getiren Doç. Erden, "Biz zorunlu din dersleri
nedeniyle yaşanan mağduriyeti anlatan 1 milyon kişinin imzaladığı
bir dilekçeyi başbakanlığa sunduk ancak muhatap alınmadık.
Sadece bu imzalar bile aileleriyle 4-5 milyon insanı temsil
ediyordu. Gönül isterdi ki bu sorun ülkemiz içerisinde halledilebilsin.
Ancak ne yazık ki böyle olmadı. Başka çare bırakmadılar" diye
konuştu. ABF Başkanı Doç. Dr. Erden, mahkeme kararını beklediklerini
ve herkesin yargı kararlarına saygı duyması gerektiğini söyledi.
Volkan
Şahin - Birgün - 05.10.2006
AİHM’de
bocalayan hukuk mu, anlayış mı?
AİHM’de
bocalamanın, çaresiz bırakmanın, utandırılmanın ayıbı ne orada
bulunan avukatların, ne de bu davayı oraya taşıyanlarındır.
Bu ayıp bu davanın oraya kadar gelmesini sağlayan ve 12 Eylül’den
bu güne kadar devamlılık arzeden siyasal iktidarın ayıbıdır.
12 Eylül generallerinin ideolojik duruşunun bir simgesi olan
ve Anayasa ile güvence altına alınan tek ders olan “Din Kültürü
ve Ahlâk Bilgisi” 24 yıllık uygulamadan sonra 3 Ekim’de Strasburg’daki
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) masaya yatırıldı.
Hasan
Zengin, Türkiye’de zorunlu olarak uygulanan ’’Din Kültürü
ve Ahlak Dersi’’nin, laiklik ilkesine aykırı olduğunu, derslerde
tek yanlı olarak Sünniliğin öğretildiğini ve eğitimin tarafsız
olmadığını belirterek, o dönem 7. sınıfta okuyan kızının bu
dersten muaf tutulmasını talep etmişti. Bu talep büyük ve
tumturaklı lafların arkasına saklanılarak reddedildi. Talebin
reddedilmesi 2004 yılında AİHM yolunu açtı. Türkiye’de hukuki
düzenlemlerle halledilebilecek bu sorun, sistemin tabularından
ve tek yanlılığından kaynaklanan yok sayıcı ve reddedici yaklaşımlarla
da beslenince Türkiye devlet olarak 3 Ekim’de AİHM’de sanık
sandalyesindeydi.
Davacı
Hasan Zengin adına konuşan Avukat Kazım Genç, davanın seyrini
anlattıktan sonra ‘’bu davayı Hasan Zengin açmış olsa da,
davanın yalnızca Hasan Zengin’i ve Alevileri ilgilendirmediğini,
laiklikten yana tercih yapan herkesi ilgilendirdiğini ve bu
konuda 1 milyon kişinin imza verdiğini’’ belirtti. Zorunlu
din dersi uygulamasının laiklik karşıtı bir uygulama olduğunu,
milyonlarca çocuğu asimilasyona tabi tuttuğunu, laiklik ilkesi
gereği devletin din dersi veremeyeceğini de anlatan Genç,
bu dersin kaldırılmasını talep etti.
Avukat
Münci Özmen ise Türk hükümeti adına yaptığı yazılı savunmada,
‘’dersin tek yanlı olmadığı, bütün dinleri kapsadığı, ayrımcılık
yapılmadığı’’ gibi klasik söylemleri tekrarlasa da, savunması
sonrası mahkeme heyetindeki Portekizli, Ukranyalı, Litvanyalı
ve Fransız hakimlerden gelen soru bombardımanı karşısında
ciddi bir biçimde bocaladı. Hakimler, sınavdan, not kriterlerine,
din bilgisinden, diğer dinlere ve Ateist olanlara yönelik
düzenlemelere kadar bir çok konuda ‘’yüklenince’’ Türk hükümeti
adına konuşan Avukatlar davadaki hukuki açmazları gördüklerinden
olacak, inandırıcılıktan uzak, genel geçer açıklamalar yapmak
zorunda kaldılar. Çünkü, hukuk, neresinden bakarsanız bakın
temel kriterlerde değişmiyor. Hukukta temel doğrular değişmeyince,
‘’zor’’a kılıf bulmaya çalışan Türk hukuku da bocalamak zorunda
kaldı. Mahkemeye ‘’zorunlu din dersi kalksın’’ diye gelen
yüzlerce kişi de Türkiye adına bu durumdan utandı, utandırıldı.
AİHM’de
bocalamanın, çaresiz bırakmanın, utandırılmanın ayıbı ne orada
bulunan avukatların, ne de bu davayı oraya taşıyanlarındır.
Bu ayıp bu davanın oraya kadar gelmesini sağlayan ve 12 Eylül’den
bu güne kadar devamlılık arzeden siyasal iktidarın ayıbıdır.
Bu ayıbın sahipleri, Dışişleri Bakanı’nın eşinin başörtüsünün
serbest bırakılması için AİHM’de dava açmasına sesini çıkarmazken,
Alevi bir babanın ‘’kızımı zorla din dersine sokamazsınız’’
demesini "siyasi bir karar’’ olarak değerlendiren ve AİHM’e
gidişi ‘’Batı’nın tuzağına düşmek’’ olarak ilan eden ikiyüzlü
anlayıştır.
Bu
nedenle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni ve verdiği kararları
‘’Batı’nın oyunu’’ diye ‘’tu kaka’’ ilan etmeden önce dönüp
kendimize bakmamız gerekiyor. Nitekim bugün hurafelerle, doğmalarla
donanmış eğitim yalnızca ideolojik kaygılarla zorunlu hale
getirilmiş din eğitiminin de dışına çıkmış, eğitimin bütünü
kapsar hale gelmiştir. Böyle bir durumda halen laiklikten,
din ve vicdan özgürlüğünden bahsetmek yanızca inandırıcılığı
ortadan kaldırmıyor, 3 Ekim’de Strasborug’da yaşandığı gibi
savunma adına sizi acınacak ve komik durumlara düşürüyor.
Bu traji-komik durumdan ve ‘’el alemi’’ de bize güldürmekten
kurtulmanın ise bir tek yolu var: Hilkat garibesi durumuna
gelmiş zorunlu din dersini kaldırmak!
Birgün,
07.10.2006, NECDET SARAÇ
AABK
Genel Başkanı Turgut Öker: AİHM’de bizi yargılayanlar yargılandı
Bu
dava Hasan Zengin’in kişisel bir davası değildir, Bu dava
daha geçen yıl 'Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın' diye imza
veren 1 milyon kişinin ortak davasıdır. Bu davayı 2004 yılında
burada açmak zorunda kaldığımızda, haklı olduğumuzu biliyorduk.
Bugün Türk hükümetini temsil eden Avukatların çaresizliğini
gördünüz. Bugün bizi yargılayanlar yargılandı. Mahkeme sonucu
açıklamadı ancak dün kamu vicdanında mahkum olanlar, bugün
de AİHM'de mahkum oldular.
12
Eylül 1980 darbesinden sonra, 1982’de yürürlüğe giren Anayasa’dan
bu yana Türkiye’de zorunlu olan din dersi uygulamasına karşı
açılan önemli davalardan biri Hasan Zengin’in açtığı davaydı.
Hasan Zengin, açtığı davada, zorunlu olarak uygulanan ’’Din
Kültürü ve Ahlak Dersi’’nin, laiklik ilkesine aykırı olduğunu,
derslerde tek yanlı olarak Sünnliğin öğretildiğini, eğitimin
tarafsız olmadığını belirterek, o dönem 7. sınıfta okuyan
kızının bu dersten muaf tutulmasını talep etmişti. Bu talep
hem ilgili mahkeme, hem de Yargıtay tarafından reddedilmiş
ve konuyla ilgili olarak 2004 yılında Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) dava açılmıştı.
2004
yılında AİHM’e zorunlu din dersi uygulaması ile "Türkiye'nin,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din ve vicdan özgürlüğüyle
ilgili 9'uncu maddesini ve eğitim hakkıyla ilgili 1'inci protokolün
2'nci maddesini ihlal ettiği" belirtilerek açılan davanın
duruşması 3 Ekim 2006 tarihinde yapıldı.
10
kişilik hakimler heyeti…
Strasborug’daki Avrupa Parlamentosu’nun hemen yanınında inşa
edilmiş AİHM’de, Hasan Zengin’in açtığı davada Fransız hakim
J. P. Costa’nın başkanlığındaki mahkeme heyetinde Türk hakim
Rıza Türmen’in dışında 6 ülkeden daha hakim görev yaptı.
10
kişilik hakim heyetinin hazır bulunduğu davada, Türk hükümetini
Avukat Münci Özmen’in başkanlığında toplam 7 avukat temsil
ederken, davacı Hasan Zengin’i, Avukat Kazım Genç ve Avukat
Ali Şevki Yakışan temsil etti.
Mahkemede
ayrıca Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı
Turgut Öker ve araştırmacı yazar Prof. İrene Melikoff da uzman
olarak yer aldılar.
Avrupa
Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısı ile, mahkeme
salonunu tıka basa dolduran yaklaşık 200 kişinin tanıklığında
mahkemede ilk söz, davacı adına Avukat Kazım Genç’e verildi.
Kazım Genç, ’’Aleviler kimdir, Alevlik nedir’’ diye
başladığı ve Aleviliğin Anadolu’ya özgü bir inanç olduğunu,
akıl ve bilimle beslendiğini belirledikten sonra, davanın
seyrini anlattı.
Dava
yalnızca Hasan Zengin’in davası değildir!
Bu
davayı Hasan Zengin açmış olsa da, davanın yalnızca Alevileri
ilgilendirmediğini, laiklikten yana tercih yapan herkesi ilgilendirdiğini
belirten Genç, ’’Din Kültürü ve Ahlak Dersi’’nin, ayrım
yapılmadan herkese bütün dinleri ve kültürleri anlatıyoruz
diye sunulduğunu, oysa bunun doğru olmadığını belirterek somut
örnekler verdi. Bu örneklerden en çarpıcı olanlardan biri
şuydu: 9. sınıf ’’Din Kültürü ve Ahlak Dersi’’ kitabında
beş büyük dine toplam 9 sayfa ayrılmışken, yalnızca namaza
ayrılan sayfa sayısı 20.
Kazım
Genç savunmasını, zorunlu din dersi uygulamasının hem Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’na, hem de Uluslararası anlaşmalara
aykırı olduğunu, laiklik karşıtı bir uygulama olduğunu, laiklik
ilkesi gereği devletin din dersi veremeyeceğini, sadece din
derslerini gözetim ve denetim altında tutabileceğini örnekleriyle
anlatarak bitirdi.
Mahkeme
Başkanı Hakim J. Costa daha sonra davalı adına sözü Avukat
Münci Özmen’e verdi. Özmen yazılı olarak hazırladığı savunmayı
İngilizce olarak okudu. Özmen, Türkiye Cumhuriyeti adına yaptığı
savunmada AİHM içtihatına göre eğitimi düzenlemenin devletin
yetki ve sorumluluğu altında olduğunu belirttikten sonra bu
dersin din dersi değil ’’Din Kültürü ve Ahlak Dersi’’
olduğunu, bu derste diğer dinlerin yanısıra İslam’ın anlatıldığını
belirtti. Çocukları İslam konusunda yanlış bilgilendirmeden
korumak için bu dersin zorunlu olduğunu da belirten Özmen,
bu ders ile bir koruma yapıldığını, ayrımcılık yapılmadığını
da vurguladı.
Davacı
ve davalılar adına yapılan savunmalardan sonra, mahkeme heyetindeki
hakimler taraflara sorular yönelttiler.
Zorunlu
din dersi kaldırılmalı…
İsveçli
hakim Fura Sandström, davacı Hasan Zengin’e ’’bu derslerin
kaldırılmasını mı, düzenlenmesini mi istiyorsunuz’’ diye
bir soru yöneltti. Davacı Avukatı Kazım Genç, tek yanlı ve
bir tek inancın, Sünni İslam’ın öne çıkartıldığı bu dersin
asimilasyonu hızlandıran ciddi bir araç olmasından dolayı
öncelikle bu dersin zorunlu olmaktan çıkartılmasının gerektiğini
belirtti. Kazım Genç, hangi din olursa olsun, eğitim sisteminde
zorunlu din dersi uygulamasının tümüyle kaldırılması gerektiğini
belirterek, bu dersin seçmeli olmasına da karşı olduklarını,
seçmeli olduğunda çoğunluğu oluşturmayan, egemen olmayan inanç
mensuplarının çok zor durumda kalacaklarını vurguladı. Bu
alanda uygulama olarak Fransız veya Almanya modelinin uygulanabileceğini
belirten Genç ayrıca bu davanın, inanç ve vicdan özgürlüğü
temelinde kendi lehlerine sonuçlanmasının kaçınılmaz olduğunu
da vurguladı.
Türk
heyeti bocaladı!
Mahkeme
heyetinde yer alan Portekizli, Ukranyalı, Litvanyalı ve Türk
hakimler ise mahkemede davalı pozisyonda olan Türk hükümeti
temsilcilerine bir çok soru yönelti. Bu sorular şunlardı:
Zorunlu olan ilgili dersin izlenmesi hangi kriterlere göre
düzenleniyor? Çocuklar ders sonunda sınava giriyor mu, not
kriterleri nelerdir?
Din bilgisi ve ahlak niçin birlikte işleniyor? Niçin ayrım
yapılmıyor?
Bu derslerde diğer dinlere yönelik bir mevzuat var mı?
Ateist olanlara yönelik bir düzenlemeniz var mı?
İlk
bölümdeki yazılı savunmada ’’Din Kültürü ve Ahlak Dersi’’
ile ilgili olarak bu dersin ne kadar tarafsız ve denetim için
gerekli olduğunu anlatan Türk hükümeti avukatları, kendilerine
yönelen bu sorular karşısında ciddi bir biçimde bocaladılar.
Türk hükümeti adına konuşan Avukat Münci Özmen, kendileri
açısından bu davadaki hukuki açmazları gördüğünden olacak,
inandırıcılıktan uzak genel geçer açıklamalar yapmak zorunda
kaldı.
Daha
sonra mahkeme başkanı, taraflara ek savunma için onbeş gün
daha süre verdi. Bu ek sürenin bitiminden sonra kararı açıklayacaklarını
belirten Fransız Başkan böylece sabah saat 9’da başlayan ve
tarihsel açıdan son derece önemli olan bu davayı yaklaşık
2,5 saatlik bir görüşmeden sonra bitirdi.
Öker:
Bugün bizi yargılayanlar yargılandı
Mahkeme
bitişinde, bu tarihi güne tanıklık etmek için mahkeme salonunu
ve mahkeme salonun önünü dolduran 400’e yakın Aleviye hitap
eden, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı
ve bu davaya Prof. Melikoff ile birlikte uzman olarak katılan
Turgut Öker şunları söyledi.
‘’Bu
dava Hasan Zengin’in kişisel bir davası değildir, Bu dava
daha geçen yıl ‘Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın’ diye imza
veren 1 milyon kişinin ortak davasıdır. Bu davayı 2004 yılında
burada açmak zorunda kaldığımızda, haklı olduğumuzu biliyorduk.
Konfederasyonumuzun çağrısı ile bugün buraya gelen sizler,
Türk hükümetini temsil eden Avukatların kendilerine yönelen
sorular karşısındaki çaresizliğini gördünüz. Çünkü böyle bir
ders, ne inanç, ne vicdan ne de hiç bir hukuk kriterlerine
sığar. Bugün bizi yargılayanlar yargılandı. Mahkeme sonucu
açıklamadı ancak onlar dün kamu vicdanında yargılanmış ve
mahkum olmuşlardı, bugün bir kez daha AHİM önünde mahkum oldular.
Bu davadan çıkaracağımız bir diğer derste şudur: Ülkemizde
Hasan Zenginlerin sayısını çoğaltmadığımız, gaspedilmiş haklı
taleplerimiz için hukuk mücadelemizi yükseltmediğimiz sürece
inkarcı zihniyet varlığını koruyacaktır. Buna izin vermemenin
yolu haklı mücadelemizi genişleterek yükseltmekten geçer.
’’
05-10-2006
YAZAR: ALEVİLERİN SESİ
ALEVİLER,
AİHM VE RESMİ GÖRÜŞ ÜÇGENİNDE ZORUNLU DİN DERSİ
12
Eylül darbecileri tarafından “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi”
dersi zorunlu hale getirilerek, insan hakları ve çocuk hakları
açısından evrensel değerlere aykırı bir uygulama başlatıldı.
3 Ekim 2006 tarihinde, Fransa’nın Strasburg kentinde, Alevi
örgütlerinin büyük önem verdiği bu davanın duruşması AİHM’de
görüşüldü.
Çıkacak
kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9.maddesine ve ek 1 nolu protokolün
2. maddesine aykırılık, ayrıca bu kararda Avrupa İnsan Haklarını
ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşmesi’nin 9. ve ek
1 nolu protokolün 2. maddesi ile birlikte diğer uluslararası
sözleşmelerinde göz önünde bulundurularak karar vermesinden
başka bir seçenek görünmüyor.
(...)
AİHM’de
çıkması beklenen kararın sonucu çok önemlidir. Bu karar aynı
zamanda AKP hükümetinin ve resmi görüşün, bugüne kadar, konuya
ilişkin savunduğu düşünsel ve hukuksal argümanlarını yerle
bir edecektir.
(...)
ABF
Genel Yönetim Kurulu Üyesi Turan Eser'in, konuyu Aleviler,
mevcut eğitim sistemi ve AHİm açısından işlediği bu yazının
tamamı Alevilerin Sesi Dergisi'nin bu hafta çıkacak 98. sayısında
yayınlanmıştır.
05-10-06
- TURAN ESER
AİHM,
Türkiye’deki zorunlu din derslerine itirazı görüştü
04-10-06
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen 200 kadar Alevinin de
katıldığı davada, mahkemenin, "Ateistlere yönelik nasıl bir
düzenleme yapıldığı" yönündeki sorusuna, Türk hükümeti avukatları,
"Henüz önümüze böyle bir dava gelmedi" diye yanıt verdi. Mahkeme
ayrıca, din dersi ile ahlak dersinin birbirinden ayrı tutulup
tutulamayacağını sordu.
Alevi
davasında ateist sorusu
Alevi
bir ailenin, çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine
girme zorunluluğunun kaldırılması başvurusunu görüşen AİHM'de
yargıç, "Ateistlere nasıl davranıyorsunuz?" diye sordu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alevi bir ailenin,
çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girme zorunluluğunun
kaldırılmasıyla ilgili başvurusunu dün esastan gördü.
İlköğretim
7. sınıfta okuyan çocuğunun, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
derslerinden muaf olmasını talep eden, ancak Türkiye'deki
mahkemelerden sonuç alamayınca AİHM'ye giden Hasan Zengin'in
davasında dün şikâyetçi ve Türk hükümetinin avukatları dinlendi.
Avrupa'nın
çeşitli ülkelerinden gelen 200 kadar Alevinin de katıldığı
davada, mahkemenin, "Ateistlere yönelik nasıl bir düzenleme
yapıldığı" yönündeki sorusuna, Türk hükümeti avukatları, "Henüz
önümüze böyle bir dava gelmedi" diye yanıt verdi. Mahkeme
ayrıca, din dersi ile ahlak dersinin birbirinden ayrı tutulup
tutulamayacağını sordu.
Türk
hükümeti adına savunma yapan avukat Münci Özmen, Türkiye'de
yasaların ailelere, kurumsal eğitimi çökertme hakkı tanımadığını,
AİHM'nin içtihatına göre de, eğitimi düzenlemenin devletin
yetki ve sorumluluğu altında olduğunu söyledi.
Savunmada,
Aleviler ile Sünniler arasında ayrımcılık yapılmadığı, derslerin
de din dersi değil, din ve ahlak konusunda genel kültür dersi
olduğu belirtildi.
Hastanede
namaz
Alevi
tarafı ise, Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
olduğu dönemde, Karacaahmet Cemevi'ni yıktırdığını hatırlattı.
AKP hükümeti eleştiren Alevi tarafı, bir devlet hastanesinde
topluca namaza duran insanların Türk basınında yansıyan fotoğraflarını
da mahkemede göstererek, hükümetin bu yönde baskı yarattığını
öne sürdü.
Başvuru
sahibinin avukatı Kazım Genç, Fransa veya Almanya'daki laiklik
sistemini benimsediklerini, Türkiye'deki uygulamanın laiklik
ilkesine tamamen aykırı olduğunu söyledi. Genç, laiklik ilkesi
gereği devletin din dersi veremeyeceğini, sadece din derslerini
gözetim ve denetim altında tutabileceğini ifade etti.
Kararını
daha sonra verecek olan mahkemenin taraflar arasında dostane
çözüm yolu aramakta olduğu ve bu amaçla taraflardan görüş
talep ettiği öğrenildi. Dostane çözüme varılamaması ve davanın
Türkiye'nin aleyhine sonuçlanması halinde kendisini mağdur
gören Alevi vatandaşlara, AİHM yolu açılmış olacak.
Milliyet,
04.10.09
KADILAR,
MÜFTÜLER BU KEZ FETVA YAZAMADI
3
Ekim, aleviler açısında tarihi bir gün olup Aleviliğin uluslararası
bir platformda tartışılmasına vesile oldu. 3 Ekim, binlerce
yıldan beri alevi ulu önderlerini yargılayan, katli vaciptir
diyen, idam ettiren Kadılar ve Müftülerin zihniyetinin bu
kez sanık sandalyesine oturmasıdır. 3 Ekim, modern hukuk karşısında
Ebusuuhud fetvalarının bir işe yaramadığı bir gündür.
Bilindiği
gibi Türkiye’de Alevi olan Hasan Zengin isimli vatandaşımız
okula giden kızının din dersine girme zorunluluğunun kaldırılması
için mahkemeye başvurmuş ve bu talebi mahkeme tarafından red
edilince dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AHİM) götürülmüştü.
3 Ekim 2006 günü dava mahkemede görülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti
adına savunma yapan avukatların verilen din ve ahlak bilgisi
dersinde aleviliğinde ders olarak verildiğini savunmaları
üzerine dava 2 hafta sonraya ertelendi.
AHİM
tarafından verilecek olan kararın Türkiye Cumhuriyeti alehine
sonuçlanacağını tahmin ediyorum. Aksi taktirde AHİM kendi
hukukunu çiğnemiş olacaktır. Davanın nasıl sonuçlanacağı sonra
tartışılacak bir konudur. Asıl burada üzerinde durmak istediğim
olay 3 Ekim’in aleviler ve Türkiye Cumhuriyeti açısında değerlendirilmesidir.
3
Ekim, binlerce yıllık zihniyetin bu gün hala devam ettiğinin
belgelendiği bir gün oldu.
3
Ekim, aleviler açısında tarihi bir gün olup Aleviliğin uluslararası
bir platformda tartışılmasına vesile oldu.
3
Ekim, binlerce yıldan beri alevi ulu önderlerini yargılayan,
katli vaciptir diyen, idam ettiren Kadılar ve Müftülerin zihniyetinin
bu kez sanık sandalyesine oturmasıdır.
3
Ekim, modern hukuk karşısında Ebusuuhud fetvalarının bir işe
yaramadığı bir gündür.
3
Ekim, Pir Sultan Abdalın ‘’ Kalsın benim davam Mahşere
kalsın’’ dediği mahşer günü oldu.
3
Ekim, Kerbela katliamında daha vahim olan zorunlu din dersi
adı altında alevi çocuklarının asimile edip, özüne düşman
eden sinsice uygulanan bir planın dünya kamuoyu önünde boşa
çıkarıldığı bir gündür.
3 Ekim, Alevi İslam sentezini savunup, Diyanet İşleri Başkanlığında
yer almak isteyenlerin suratlarına aleviler tarafından şamarın
atıldığı gündür.
3
Ekim, işlerine geleni binlerce defa gösteren, işine gelmeyeni
yok sayan ve kendilerini tarafsız olarak ilan eden Türkiye
medyasının gerçek sahtekar yüzlerinin açığa çıktığı gündür.
3
Ekim, alevileri AHİM kapısında yalnız bırakan ve kendilerine
sivil toplum örgütü diyen bazı kurumların ve kuruluşların
söylediklerinin sadece söylemde kaldığını kanıtlayan bir gündür.
3
Ekim, Avrupanın dört bir yanında gelip mahkeme salonuna sığmayıp
saatlerce dışarda yağmurda bekleyen alevilerin gerçek örgütlülüğünü,
davalarına nasıl sahip çıktıklarını dosta ve düşmana gösterdikleri
gündür.
3
Ekim, yok sayılan alevilerin örgütü olan Avrupa Alevi Birlikleri
Konfederasyonunun AHİM’de bilirkişi olarak dinlendiği bir
gündür.
3
Ekim Türkiye açısında 12 Eylül Faşist cuntasının zorla kabul
ettirdiği anayasanın modern hukuk karşısında nasıl aciz ve
çaresiz kaldığı bir gün olarak tarihe geçti.
3 Ekim, kendi insanına özgürlük ve demokrasiyi layık görmeyen
zihniyetin mahkum edildiği, aynı zihniyetin devam etmesi halinde
daha da mahkum edileceğinin vurgulandığı bir gün oldu.
Alevilerin
artık kendi haklarını nasıl arayacağını, kadıların ve müftülerin
verdiği fetvaların işe yaramadığını görmeleri gerekir. Türkiye’de
yaşayan alevilerin, Aleviliğin yasal güvence altına alınması,
cemevlerine yasal statü verilmesi, Hacı Bektaş Veli dergahının
müze olmaktan kurtarılıp alevilere verilmesi vb haklı davaları
için hukuki yollara başvurmaları hayati önem taşımaktadır.
Davayı ulaslararası platforma taşıyan Hasan Zengin’e tüm aleviler
sahip çıkmalıdır. Çünkü binlerce yıllık zihniyetin devamı
olan bu günkü zihniyetin ne yapacağı belli olmaz.
Ayrıca
benim için 3 Ekim günü alevilerin ibadet yeri olan Cemevinin
nasıl bir bilim yuvasına dönüştürüldüğünü görme açısında önemlidir.
Strasburg’da AHİM davasını değerlendirmek üzere geldiğimiz
Ofenburg Cemevini görme imkanım oldu. Yeni inşaa edilmiş olan
binanın içinde cemevi, kurs odaları, gençlik odası, kafeterya,
büyük salonu, mutfağı, yönetim odaları ile İsviçre’nin her
bölgesinde bulunan Gemeindeschaftzenrum’lardan daha modern
olduğunu, eksiği olmadığını, fazlasının olduğunu gördüm, Bu
cemevini yapan canlara, katkı sunan herkese teşekkür ederim.
Tüm alevilerin örnek alacağı bir mekan olup darısı tüm diğer
canların başına.
04-10-06
YAZAR: IBRAHIM TUMAY - KAYNAK:
www.alevi.com