2002 yılında kurulan, ilki kuruluş kongresi,
sonuncusu da olağanüstü kongresi olmak üzere beş yılda dört
kongre gerçekleştirmiş olan ABF genel kurulları adeta R. Michels’in
yaklaşık yüz yıl önce yazdıklarını doğrularcasına oligarşinin
tunç yasasının en iyi örneklerini bize sunmaktadır.[1] Bu
nedenle, Alevi toplumunun sorunlarını dile getirip, çözmek
amacı ile kurulmuş olan ABF’yi siyaset biliminin ve siyaset
sosyolojisinin temel bir kuramı çerçevesinde ele almak, dünü
ve bugünü anlamada yardımcı olacağı kadar, yarına ışık tutması
açısından da çok anlamlı olacaktır.
Sosyalist bir düşünür olan R. Michels, “oligarşinin
tunç yasası” gereği, demokratik bir yapıya sahip olması gereken
örgütlerin, zamanla demokratik amaç ve ilkelerden saparak,
belirli bir grubun egemenliği altına girerek, demokrasiden
uzaklaştığını ileri sürer. Yaklaşık yüz yıl önce sol siyasal
partiler ve sendikalar üzerine yaptığı gözlemlerden hareketle
demokrasinin yapısında oligarşik eğilimler olduğunu göstermiştir.
İzleyen yıllarda da bu konuda yapılan araştırmalar R. Michels’in
kuramını her seferinde doğrulamıştır. R. Michels’e göre, örgütsel
yapı ve yönetimi, seçilenlerin seçenler üzerinde bir egemenlik
kurmasına yol açar. Veciz bir sözle bunu şöyle dile getirir:
Her kim örgütten söz ediyorsa, oligarşiden söz ediyor demektir.
Örgütler bürokratikleştikçe, kitleler bir yandan bu bürokratik
karar mekanizmasına katılmaktan yoksun kalırlar; öte yandan
da karmaşık bir içerik kazanan örgüt fonksiyonlarının gereği
gibi yerine getirilmesi için güçlü bir liderin varlığına ihtiyaç
duyarlar. Kitlelerin ehliyetsizliği ve kayıtsızlığı bir kez
iktidara gelen kişi veya grubun yerini pekiştirmesine yol
açar. Böylece, örgütte iktidara sahip olan elit bir grup bir
çeşit oligarşi meydana getirir. Bu da, o örgütte genellikle
üyelerin istek ve çıkarlarını değil, liderin istek ve çıkarlarını
ön planda tutan bir politikanın hayata geçirilmesi ile sonuçlanır.
Zira her yönetici organ bir kere iktidar durumunu tahkim etti
mi, kendisine özgü çıkarlar yaratmaktadır ve bu çıkarlar üyelerin
çıkarları ile çatışmalara yol açabilmektedir. Liderler örgüt
içinde kendi otoritelerini, iktidarlarını tehdit eden unsurlarla
karşılaşınca aşırı saldırgan davranışlar göstermekte ve demokratik
hak ve ilkeleri feda edebilmektedirler. Böylece, örgüt liderleri
örgütün ideolojisine bağlılık ve üye çıkarlarını temsil etmekten
çok, bürokratik bir tutuculukla hareket etmeye başlarlar.
Bir kez, iktidara gelen grup, kendisini sürekli olarak iktidarda
tutabilmek için ve belli kimseleri kendilerine halef olarak
yetiştirmek konusunda güçlü bir siyasi mekanizmaya sahip olmak
için büyük çaba sarf eder ve genellikle de bunda başarılı
olur.
R. Michels’in, “oligarşinin tunç yasası”
olarak tanımladığı eğilim, örgüt içinde işbölümünün küçük
bir lider grubuna yeteri kadar iktidar ve otorite devredilmesinden
doğmakta, ama, söz konusu grup zamanla otoritesini genişletip,
sürekli olarak iktidarda kalma yolunu bulmaktadır. Örgütler
büyüyüp, yerellikten uzaklaştıkça, bu yapılarda demokraside
kaybolmakta, oligarşik bir yapı ortaya çıkmaktadır. Bu örgütlerdeki
liderler, bulundukları yerin kendilerine sağladığı olanaklar,
cazibe ve avantajlar fazla olduğu için yerlerini terk edip,
eski görevlerine dönmeyi bir türlü kabullenememektedir. Dengeleri
bir kez kendi lehine çevirmiş olan oligarşik grup, delegeleri
de iktidar gruplarının etkisinde bırakarak, delegelerin üyeleri
gerçek anlamda temsil etmekten uzaklaştırır; delegeler iktidar
ve mali gücünü kullanan oligarşik yapının tercihleri yönünde
davranır.
Gerek AABF, gerek ABF’nin seçim süreçleri
göz önünde tutulduğunda, R. Michels’in yukarıda kısaca dile
getirilmeye çalışılan “oligarşinin tunç yasası” ile çok büyük
benzerlikler gösterdiği de görülecektir. ABF’nin olağanüstü
genel kurula gidiş gerekçeleri ve olağanüstü genel kuru ile
seçim sonuçları bu açıdan oldukça öğreticidir. Tartışmalardan
anlaşıldığı kadarı ile son genel kurulda egemenliğini kaybettiğini
düşünen oligarşik yapı bu durumu kabullenmemiş, bu nedenle
örgütün yönetimini yeniden kendi lehine yapılandırmak için
harekete geçmiştir. Zira bu grup, yeniden oluşmuş olan örgüt
yönetimini kendi çıkarları açısından tehlikeli bulmaktadır.
2007 yılının seçim yılı olması, oligarşik yapının sert müdahalesini
zorunlu kılmaktadır. Çünkü seçim dönemine örgütün yönetiminde
girmek, bu oligarşik liderler grubuna avantajlar sağlayacaktır;
bu lider grubunun önceki seçimlerde DBH ve BP ile hareket
etmesi, kimi temsilcilerinin milletvekili adayı olması, bu
yöndeki isteğin güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Oligarşinin tunç yasasının ABF’deki yerini
anlamak için yukarıda açıklanan kuram ile aşağıdaki alıntıları
birlikte düşünmek yeterli olsa gerek.
Çünkü yurtdışı, Alevi Hareketinin, temel
kaynağı ve anayurdu olan Türkiye’de; kendisine; partner, ortak,
omuzdaş, yoldaş, müsahip olabilecek, kurumsal eksikliklerinden
arınmış, demokratik işleyişini sürdürebilen, kişilikli, irade
sahibi bir örgüt yerine, kendisine hem aklıyla, hem cüzdanıyla
bağlı, şube statüsüne indirgenmiş bir yapı oluşturmak istemiştir.
***
ABF uyumlu çalışamadı; siyasete müdahale,
yurtdışı ile ilişkiler, Hubyar sorunu, Sivas ve Hacıbektaş
etkinlikleri, Su TV, önce UMUT, sonra YOL TV konuları hep
tartışılır oldu. Ve anılan kongreye gelindi. GYK içindeki
görev değişiklikleri “DARBE” diye nitelendi. Sonuç biliniyor.
Yeni Genel Sekreter Turan Eser arkadaşımız
alevi.com’da dilediği kadar, “Bu kongrenin kaybedeni yok.”
desin. Turgut Öker; Alevilerin Sesi’nde; “...darbe yapan zihniyete
seyirci kalınamazdı. Bu Alevi öğretisi açısından da bir lekeydi
ve bu lekenin ortadan kaldırılması gerekiyordu. ... taraf
olmak zorundaydık ve taraf olduk.” derken, Selahattin Özel;
“Bununla Türkiye ve Avrupa Alevi hareketini bölme çabalarının
önüne set çekilmiş oldu.” diye değerlendirdiler.
Kongre sırasında yaşananları ve kürsüden
söylenen sözleri anımsamak bile insanı utandırıyor. Paralar
döküldü saçıldı, delegeler satın alındı, kimi “darbe”ler mübah,
diğerleri günah sayıldı.
***
Kılıçlar öyle keskin, sözler öyle ağır ki;
kol kırılıyor ama işte yen içinde kalmıyor. Alevi Hareketi
içinde bunca emeğini, çabasını, önderliğini, aklını, kararlılığını
ve yiğitliğini bildiğimiz Turgut Öker arkadaşımız, ömrünü,
üniversite kariyerini bu yolda tüketmiş, emekli maaşı ile
kredi kartını ABF’ye tahsis etmiş, 12 Mart Darbesi’nden sonra
Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde; Prof. Dr. Şerafetitn
Turan, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Doç. Özdemir Nutku ve Musa
Çadırcı ile birlikte TCK’nın 146/3. maddesinden yargılanmış
Alevi Dünyası’nın Atilla Hoca’sı hakkında; kürsüden sesleniyordu:
“Atilla Hoca söyle; Alevi misin, değil misin?..” Atilla Hoca
da söz sırası kendine gelince, kuzu kuzu yanıtlıyordu bu savcı
sorusunu: Memleketim şurası, köyüm burası, annem şu, babam
şu, akrabam falanca kişi diye. Aklına gelmiyordu Atilla Hoca’nın
şu ulu söz: “Sorma be birader mezhebimizi, biz mezhep bilmeyiz
yolumuz vardır.”
***
Bir TV’miz olsun denildi. Su TV doğdu.
Ne güzel.
AABF sorumluluk üstlendi, kefil oldu. Toplantılar,
dayanışma geceleri düzenledi.
Hepimiz heyecanlandık. Destekler verdik.
Programlar düzenledik. Artık en ücra köşelere bile sesimizi
ulaştırabilecektik. Alevi yurttaşlar arasında çanak anten
takma yarışı başladı. Geçen yaz Alevi etkinliklerinde patlamalar
yaşandı.
Sonra denildi ki: Su TV artık bizim değil,
umut TV’yi kuracağız, bunu sahiplenin. Umut, umut olmaktan
çıkış olmalı ki şimdilerde YOL’dayız. Yol’a gelin diyorlar.
Yol, yarın Göl olursa şaşırmasın Aleviler.”
ABF’nin son olağanüstü genel kurulu oligarşinin
tunç yasasının hızla çalışmaya başladığını, alevi örgütlenmesinin
ciddi sıkıntılarla karşılaşacak bir sürece girdiğinin işaretlerini
vermektedir. Demokrasiye ihtiyacı olanların önce demokrasiyi
içlerine sindirmeleri gerektiğini bize anlatmaya çalışan ve
örgütlerdeki oligarşik lider yapılanmalarının tehlikesine
dikkat çeken R. Michels’den Alevilerin, alevi örgütleri yöneticileri,
delegeleri ve üyelerinin öğreneceği çok şey bulunmaktadır.
Demokratik kurum ve yapılara dönüşemeyecek olan alevi örgütleri,
umutsuzluğun kaynağı olarak alevi toplumunda derin izler bırakacağından,
bugünkü konumları itibari ile büyük önem taşımaktadır.
* ) Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, İletişim
Fakültesi
[1] ) Meraklısı için not: Fransızca bilenler
için: Robert Michels, Les partis Politiques (Essai sur les
Tendances Oligarchiques des Democraties), Flammarion, Paris,
1977. Almanca bilenler için: Robert Michels, Zur Soziologie
des Parteiwesens in der Modernen Domokratie (Unterssuchungen
über die olargischischen Tendenzen des Gruppenslebens), Alfred
Kröner Verlag, Stutgart. İngilizce bilenler için: Robert Michels,
Political Parties, A Socological Study of the Olgarchical
Tendencies of Modern Democracy, Collier Books, New York, 1962.