|
ABF OLAĞANÜSTÜ KONGRESİ VE TASFİYECİLİK Olağanüstü kongre talebinin gerekli olup olmadığı ya da bunun tek çözüm olup olmadığı zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Ancak olağanüstü kongre talebinin ve sonrasında yaşananların örgüt içi bir tasfiye sürecini bağrında taşıdığını aklıselim bir çok kişi görüşleriyle ortaya koydular. Hatta bu yönde Adana’dan eski ve yeni yöneticilerin bulunduğu bir grup, kamuoyuna çağrıda dahi bulundu. Bu görüş ve çağrılar ne yazık ki yeterince anlaşılamadı ve değerlendirilemedi. Demokratik Alevi Hareketi’nin (DAH), gözbebeği olan ABF’nin 1. Olağanüstü Kongresi her şeyden önce Alevi toplumunun temel sorunlarının çözümüne dair görüşlerin dillendirildiği bir toplantıdan ziyade grupların iktidar kavgalarının sonucunu belirleme kongresine dönüşmüştür. Zira Kongre Alevi toplumunun sorunlarının çözümü noktasında hiçbir açılım sunmamıştır. Aksine örgüt içi sorunların daha da derinleşmesine başlangıç yapmıştır. Kongrede kullanılan üslup ve dil eleştiri sınırlarının ötesinde, örgütte yaşanan mevcut kırılmanın boyutlarını tahlil etmeye oldukça zengin veri sunmaktaydı. Kongre sürecine hakim olan farklılıklara tahammülsüzlük örgütsel kırılmayı daha da derinleştirmiştir. Yaşamlarının büyük bir bölümünü bu mücadeleye veren ve bu mücadele içerisinde büyüyen emek sahipleri ve emekleri “kadirbilmezlik” ölçüsünden öte yok sayılmıştır. Bu tavırlar sergilenirken de adeta yeniden bir araya gelinmeyecekmişçesine etik değerler yerle bir edilmiştir. Geçmişte bir arada çalışma ve hizmet etme sürecinde yaratılan değerler bir çırpıda pervasızca tüketilmiştir. Uzlaşı kültürü yerine kavga kültürü kongreye egemen kılınmıştır. Kongre, bir kültürün ve o kültürün somutlaştığı Alevi kimliğinin evrensel kültür ile buluştuğu bir kongre olma yerine, siyasi parti kongrelerinde yaşanan tarz ve ilişkiler üzerinden sürdürülmüştür. Kongre sonuçları değerlendirildiğinde ortaya çıkan en çarpıcı sonuç ise “birlik içinde çokluk” ilkesinin yok sayıldığı ve temsiliyette adaletin sağlanamadığı gerçeğidir. Olağanüstü kongre talebinden güdülen gaye ve elde edilmek istenen amaç ne olursa olsun; üst çatı örgütü olan federasyonda tüm bileşenlerinin kendilerini ifade etmelerinin öncelikli koşul olması gerektiği hususu bu kongrede göz ardı edilmiştir. Kongre sonuçları açısında bu husus tüm çıplaklığı ile ortadadır. Zira federasyon bileşenlerinin ve bu bileşenlerin kendilerini yönetimlerde ifade etmeleri halinde ancak örgütsel bir bütünlükten bahsedilebilinir. Aksi görüntü, federasyonun yalnızca bir yapının elinde olması ve diğer bileşenlerinin dışlanması, onun meşrutiyetini gölgeler. Hele hele dışlanan ve bir anlamda tasfiye edilen yapı federasyonun ikinci en büyük bileşeni ise bu durum daha da vahim sonuçlara yol açabilir. Daha da önemlisi yapıyı içe dönmeye zorlayarak bütünleşmenin geciktirilmesi sonucunu doğurabilir. Bu nedenle federasyon bileşenlerinin mutlak temsiliyetinin örgüt içinde sağlanması gerekmektedir. Bu durum seçim sürecine ve demokratik yarışa havale edilemez. Aksi tutum federasyon içerisinde delege sayısıyla büyük çoğunluğa sahip bileşenin her istediğini yapması sonucunu doğurur ki, bu durum bir araya gelme, bir arada bulunma ve örgütlenmeyi dayanışma içinde yükseltme amacının önüne geçer. Ve bu tutum federasyon içerisinde delege sayısıyla azınlıkta kalan yapıların kendilerini ifade etmeleri olanağını tamamen ortadan kaldırır. Bu nedenle federasyon içinde her bileşenin gücü oranında temsiliyetinin sağlanması için gerekli altyapının hazırlanması ve tüzük değişikliğinin yapılması kaçınılmazdır. Bunun dışındaki yaklaşımlar; yapı içerisinde çoğunluğu elinde bulunduranı ben bildiğimi yaparım sonucuna götürür ki, bu bir arada bulunma kültürünü geliştirmez ve büyütmez, aksine hızla tüketir. Pir Sultan Örgütlülüğü, Rıza AYDIN dostumun ifade ettiği gibi Demokratik Alevi Hareketi’nin “Amiral Gemisi” olduğu gerçeği yadsınamaz. Sivas katliamı sonrası izlediği politik duruş ve esnetilemez çizgisi, Alevi hareketinin en kritik dönemlerinde dahi savrulmasının ve ötelenmesinin önündeki en büyük engel olduğu gerçeği teslim edilmelidir. Yine Alevi örgütlenmesindeki canlılığın ve dinamizmin kaynağı olduğu unutulmamalıdır. Kimi geçiş dönemleri hariç fikri anlamda süreci göğüslediği ve motor güç olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla son ABF kongresinde tasfiye edilen Pir Sultan Örgütlülüğü değil, ABF ruhu tasfiye edilmiştir. Bu nedenle “Başardık” (!) diye patlatılan alkışların ve atılan zafer çığlıklarının, uzun vadede kazanmak değil, kaybetmek olduğu anlaşılacaktır. Kemal DERİN 29.11.2006 KAYNAK: http://www.alevihaber.org/
|