-
TÜRKİYE ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL YÖNETİM VE DİSİPLİN
KURULU ÜYELERİNE
-
ABF’YE ÜYE KURUMLARIN YÖNETİM VE DİSİPLİN KURULU ÜYELERİNE
- AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU GENEL YÖNETİM VE
DİSİPLİN KURULU ÜYELERİNE
- AABK’YA ÜYE FEDERASYON YÖNETİM VE DİSİPLİN KURULU ÜYELERİNE
-ALMANYA ALEVİ KADINLAR VE GENÇLER BİRLİĞİ YÖNETİM VE DİSİPLİN
KURULU ÜYELERİNE
Değerli Canlar!
Sevgili Dostlar!
Alevi Erkanını çalışmalarında
esas almayan, paylaşmayan ve kurum içinde demokratik kuralları
uygulamayan bir Alevi Örgütlenmesi başarılı olamaz. Örgütlü
Alevileri çok yakından ilgilendiren, Türkiye Alevi Bektaşi
Federasyonu Olağanüstü Genel Kurul Sonrası ortaya çıkan üzücü
durumla ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz.
26 Kasım 2006 tarihinde yapılan
ABF Olağanüstü Genel Kurulu ile ilgili tartışmalar sürüp gidiyor.
Alevi Toplumunun sorunlarını çözme amacıyla kurulan Türkiye
Alevi Bektaşi Federasyonu maalesef bölünme noktasına getirilmiştir.
25 Eylül 2000 tarihinde yasal
başvurusunu yapmasına ve uzun bir hukuk mücadelesinden sonra
2002 tarihinde yasallaşmasına rağmen, bir türlü istenilen
düzeyde gelişemeyen, bazı üye kuruluşlarını kaybeden ABF,
son genel kurulunda Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerini dışlayarak
Hacı Bektaş Veli Dernekleri ağırlıklı bir yapıya büründü.
Ancak şunu hatırlatmak isteriz
ki, 10-12 Mayıs 2002 tarihinde Avanos/Nevşehir’ de ABF Yöneticileri
ve 6 Ülkeden katılan Avrupa Federasyon Temsilcileriyle yapılan
toplantıda iki günlük bir çalışmadan sonra şu kararlar alınmıştı:
- Alevilik konusunda ortak bir dilin
oluşturulması
- Kurumsallaşma, kadrolaşma, ekonomik
güç oluşturmak, yöneticilerin ve dedelerin eğitilmesi
- Mevcut olan Dernek ve Vakıfların yetersiz
kaldığından dolayı Alevi Hareketinin yeni bir örgütlenme
modeli yaratması
- Bilgisizlik ve Bilinçsizlik ile mücadele
edilmesi - Sözlü ve yazılı kaynakların toplanarak arşivlenmesi
(Kaynak: ABF Avanos Top. Söz
Tutanağı)
Türkiye Alevi Hareketi için hayati
önem taşıyan bu konularda ciddi bir çalışma yapma yerine,
o günden bugüne daha evvel de olduğu gibi genel olarak:
- Günlük konular ve geniş kesimlerin hislerine
yönelik söylevler ile yetinildi.
- ABF’nin büyümesi için yeni bir örgütlenme
modeli geliştirilmedi. Varolan onlarca Alevi Kuruluşunun
güçlerini birleştirerek Alevilerin temel ihtiyaçlarına yönelik
nitelikli adımlar atılmadı.
- Kendini sadece Demokratik Kitle Kuruluşu
görerek tarihi misyon yerine getirilemedi.
- Kurum içinde Demokratik ve Alevi Erkanını
baz alan bir ortam yaratamadı.
- En önemlisi geniş Alevi kesimlerin Alevilik
algılamalarının tersine bir tavır takınıldı. Alevilik tanımlanması
konusunda Alevi Kaynakları ve Erkanı yerine, (Ocaklar, Alevi
Ulularının söylevleri) yer yer milliyetci ve Alevi olmayan
çevrelerin tanımlamaları esas alındı.
- Yurtiçi ve Yurtdışı ilişkileri karşılıklı
saygı yerine emirvaki bir tarzla yönlendirildi. Kararların
alınmasında katılımcılık yerine tepeden inme anlayış ile
hareket edildi.
ABF’nin bugünlere gelmesinde
yukarıda sıraladığımız sebeplerin belirleyici olduğu kanaatindeyiz.
Bize göre ABF’ nin oluşumunda büyük emekleri geçen Ali Doğan
ve arkadaşlarının bunca emeğı daha farklı bir şekilde değerlendirilmesi
gerekirdi.
Alevileri ilgilendiren en önemli
konu bu seçimin nasıl kazanıldığı veya nasıl kaybedildiğidir.
Aleviliğe yaklaşım konusunda pek farklı olmayan iki liste
arasındaki temel ayrım şu konular üzerinde olmuştur:
- Kurum içindeki antidemokratik işleyiş,
yani Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmaması
- Hubyar Ocağı ile ilgili tutum
- “Siyasete Müdahale’’ söyleminin içinin
nasıl doldurulacağı konusunda Yurtdışı ağırlıklı yaklaşımın
Yönetim Organlarında tartışmadan uygulamaya sokulması.
Nitekim Türkiye’de, 1960’lı yıllarda
başlayan toplumsal değişim doğrultusunda, kırsal alanlardan
şehirlere ve yurtdışına yerleşen Alevilerin geleneksel örgütlenme
biçimi olan Ocakların büyük ölçüde zayıfladığını hepimiz biliyoruz.
1980’lerden başlayarak şehirlerde ve yurtdışında Alevi Kültür
Merkezleri, Cemevleri ve Federasyonlar olarak bu boşluğu dolduracak
kurumlar yaratmak biz Aleviler açısından büyük önem taşıyordu.
Tüm bunların ötesinde ve ne yazık ki, ABF Olağanüstü Genel
Kurulunda sergilenen tavır, Alevilerin ihtiyaçlarına cevap
verecek bir kurum yaratmaktan çok uzak olduğumuzu ortaya çıkardı.
Bugünkü gelinen nokta aslında bir önceki genel kurulda Delegelerin
39,6% oranında (106 Delegeden 42 Delege) oyunu alan Selahattin
Özel’ in Yurtdışının ısrarı sonucu ABF Genel Başkanı seçilmesi
ile başladı.
Seçimlerden sonra :
ABF uyumlu çalışamadı; siyasete
müdahale, yurtdışı ile ilişkiler, Hubyar sorunu, Sivas ve
Hacıbektaş etkinlikleri, Su TV, önce UMUT, sonra YOL TV konuları
hep tartışılır oldu. Ve anılan kongreye gelindi.
GYK içindeki görev değişiklikleri
“DARBE” diye nitelendi. "Sonuç biliniyor“ diyen
Pir Sultan Abdal Dernekleri Eski Genel Başkanı Yazar Ali
Balkız :
“Bu kongreyi yurtdışı istemiştir.
Çünkü yurtdışı, Alevi Hareketinin, temel kaynağı ve anayurdu
olan Türkiye’de; kendisine, partner, ortak, omuzdaş, yoldaş,
müsahip olabilecek, kurumsal eksikliklerinden arınmış, demokratik
işleyişini sürdürebilen, kişilikli, irade sahibi bir örgüt
yerine, kendisine hem aklıyla, hem cüzdanıyla bağlı, şube
statüsüne indirgenmiş bir yapı oluşturmak istemiştir”
diyerek Yurtdışından müdahalenin esas rol oynadığını gözler
önüne sermektedir.
AABF içinde düzeltilmesi için
uzun bir dönem mücadele verdiğimiz bireysel ve aynı zamanda
kurumsal işleyişi hiçe sayan, antidemokratik davranışın tekrar
karşımıza çıktığını görmekteyiz.
Kendisini olaylara objektif bakan
bir kişi olarak tanıdığımız Ali Balkız’ın şu söylediklerinde
doğruluk payı yüzde bir olsa dahi ABF’nin Yeni Yönetiminin
derhal istifa etmesi gerekir.
“Kongre sırasında yaşananları
ve kürsüden söylenen sözleri anımsamak bile insanı utandırıyor.
Paralar döküldü saçıldı, delegeler satın alındı, kimi “darbe”ler
mübah, diğerleri günah sayıldı.’’
Sayın Balkız’ ın bu yazıyı
kamuoyu ile paylaşmasından bu güne kadar tam 25 gün geçti.
Bugüne kadar ABF ve AABK tarafından hiç bir şekilde yanıt
verilmemesi, yazıda belirtilen delegelerin satın alındığı
ile ilgili iddianın yalanlanmaması asla kabul edilemez.
Bu vahim olayların diplomatik
bir suskunluk içerisinde geçiştirilmeye çalışılması Alevi
Kamuoyunu büyük ölçüde rahatsız etmektedir. Konuyu ayrıntıları
ile araştıracak, ABF’yi kamuoyu vicdanında aklayacak Alevi
Hareketine hizmet vermiş Ali Rıza Gülçiçek ve Mustafa Özcivan’
nın içinde bulunduğu bir araştırma komisyonunun kurulmasını
ivedilikle talep ediyoruz.
Bu Rapordan çıkan sonuçlara göre
sorumluların Alevilere yakışır bir şekilde hesap vermesini
bekliyoruz.
Onlarca yıl mücadele eden Atilla
Erden’in Sünni olduğu ve çok daha kötüsü “derin
devletin adamı” olduğu Kongrede ilan ediliyor.
Bu iddiayı
ABF’nin Olağanüstü Genel Kurulunda ortaya atan Arkadaşlar
konu ile ilgili elinde belge ve kanıtları Alevi Kamuoyuna
sunmaları gerekir. Ellerinde kanıtları olmayan, iddiaları
ispatlamayan Yöneticilerin ‘çamur at izi kalsın anlayışı’
ile Yöneticilik yapmalarına Aleviler seyirci kalamaz. Demokratik
Kültür bu arkadaşların en kısa zamanda bulundukları mevkilerden
istifa etmelerini gerektirir.
“Layik olduğumuz biçimde yönetilmiyoruz”
diyen 1989 yayınlanan Alevilik Bildirgesinin Öncülerinden
yazar Rıza Zelyut seçimleri değerlendirirken şu yargıya varıyor:
"Bazı yöneticiler kafalarındaki
Aleviliği, tarihsel Alevi geleneğinin yerine yerleştirmeye
çalışırken; Alevi toplumunu hızla asimile ediyorlar. Sosyoloji,
tarih, psikoloji gibi bilim dallarını kullanmayı bilmeyenlerin
yaptıkları Alevilik tanımları yüzünden millet kıblesini şaşırdı.
Muhammet-Ali yerine; neredeyse Muaviye’ye biat edecek hale
geldik. Cehaletin ilim yerine geçtiği hiçbir çağ, biz Alevilerin
şu çağımız gibi olmamıştır.’’ Rıza Zelyut’un uyarıları son
derece düşündürücüdür.
Yurtdışına çok yakın olduğu bilinen
eski Hacı Bektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan’ın yazısında
üzüntü ile belirttiği gibi Kongrede olup bitenler gerçekten
üzüntü vericiydi:
“Ancak son 15 yılın mücadelesinin
sonucu bu kadar mı olmalı, verilen canların dökülen kanların
bedeli bu kadar mı olmalı, Alevi Bektaşi Federasyonu yönetimine
talip olanlar bu kadar mı olmalı, birbirimize karşı tavrımız
ve hareketimiz böyle mi olmalı? diye çok düşündüm. Alevi kültürüne
ve inancına, geleneğine uygun hareket edemez miydik?”
Siyasete müdahale konusunda ise
uzun yıllar Siyasetin içinde bulunan Sayın Özcivan yazısında
şunları belirtiyor:
“Siyasal sürece müdahale
seçimden seçime olmamalı, siyasal sürece müdahale parti liderleri
ile görüşme şeklinde olmamalı. Siyasi mücadelede ancak örgütlü
güç olduğun zaman kazanırsın, güç olmak için örgütün güçlü
olması gerekir; bunun için de toplumun inanması gerekir, toplumun
inanması içinde bilgi, birikim, güven kısaca donanımlı kadroların
olması gerekir diye düşünüyorum.”
Siyasete Müdahale konusunda Sayın
Özcivan’ın söylediklerinin altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Çünkü sadece güçlü bir kurum yaratabilirsek siyasette etkili
olabiliriz. Aksi taktirde kendimizi boş yere avuturuz ve Alevi
kurumlarına gönül vermiş insanları hayal kırıklığına uğratarak
örgütlü yapıyı terketmelerine bile yolaçabiliriz. Bu durumdan
tek yararlanacak kesim “EMEVİ’’ politikası izleyen şeriatçılar
olacaktır.
Kongrede resmen Fransa Federasyonundan
delege olmadığı halde ve AABK Tüzüğü çiğnenerek AABK Genel
Sekreteri yapılan sayın arkadaşımız Servet Demir ve İsviçre
Federasyonu Başkanımız İsmail Ataş yüzbinin üzerinde üyesi
bulunan ABF’nin Yönetim Kuruluna seçilmişlerdir. Kendilerine
başarılar diliyoruz. Ancak şu soruyu da sormadan geçemeyeceğiz:
“Eğer
Dr. Atilla Erden Zürih Alevi Kültür Merkezinin Delegesi olarak
İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonunun Genel Yönetim Kuruluna
seçilseydi, ne derlerdi?’’
Akla gelen kaçınılmaz cevap şudur:
"Sayın Hocam bir hünerin varsa eğer, git onu içinde yaşadığın
ülkede göster. Şayet çalamıyorsan bu sazı, ne perdeye dokun
ne de teli incit’’.
Tüm bu gelişmeleri objektif olarak
değerlendiren bir insan şu soruyu kendisine sormadan geçemez:
‚
"Nerede kaldı iktidar için
her şeyi mübah gören burjuva partilerinden farkımız?’’
Bu duruma seyirci kalmak, bu
tür yanlışlara dur dememek, Alevi kurumlarının geleceğine
yapılan en büyük kötülük olacağı kanaatindeyiz.
Bir diğer çıkmazda Hubyar Tekkesi
ile ilgili gelişen olaylar olmuştur. Şöyle ki, Hacı Bektaş
Veli Dergahı’nın Alevi Kuruluşlarına veya Hacıbektaş Belediyesine
devir edilmesi için çağrı yapan bizlere Hubyar Dergahı ile
ilgili içine düşülen çıkmaz haklı olarak hatırlatılacaktır.
”Eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı
ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir Anayasa şart!’’ diyen
biz Alevilere, demokrasiyi, demokratik kuralları, çoğulculuğu
ilk önce kendi kurumlarında uygula demezler mi zannediyorsunuz?
“Siyasete müdahale edeceğiz
diyerek yola çıkan, ama bunu konuşmayan, tartışmayan, tartışmaya
açmayan, ama emrivakilerle miting diye yola çıkarak, siyasi
parti genel başkanlarını mitingimizde buluşturacağız diyenlerin
geldiği son nokta, Açık havada sanatçılardan oluşan bir konser
ve siyasi olarak da “AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı ile
(Aytaç Durak) çekilen bir fotoğraftır” diyen Kazım Genç Siyasete
Müdahale çabalarının hangi boyutlarda olduğunu açık bir şekilde
ortaya koymaktadır.
Oysa Türkiye’ de Siyasete Müdahalenin
önünde hiçbir engel yok. Yeter ki, bizler örgütlü bir şekilde
ve planlı ve projeli adımlar atmasını bilelim. Siyasete Müdahale
onurlu yürütülmeli ve kurumlarımıza asla zarar verilmemeli.
Kişisel tercihler değil örgütsel tercihler her daima ön saflarda
tutulmalıdır.
Bize göre Türkiye ve Avrupa’da
Alevilerin sorunlarına ortak çözümler üretebilmek bizim elimizde.
Herkes kendi hatasını görüp hatalarını tekrar etmemelidir.
Bu Aleviliğin temel kurallarından biridir, yani olgunlukla
alakalıdır. Ne yazık ki geçmişte yapılan hataların ham bir
şekilde tekrarlandığını üzülerek izlemekteyiz.
ABF ve AABK Genel Yönetim Kurullarının,
ABF Olağanüstü Genel Kurulunda cereyan eden olaylarla ilgili
en kısa zamanda açıklama yapmalarını ve bir komisyon oluşturmalarını
ve bu vesileyle, her şeyin gün gibi açığa çıkmasını sağlamalarını
istiyoruz. Bunu ABF’nin çağdaş, dürüst ve Alevi erkanına uygun
bir şekilde gelişmesi için bir zorunluluk olarak görmekteyiz.
Yeni yılınızı içtenlikle kutlar
esenlikler dileriz.