Aleviler
Türkiye'den bulamadıkları desteği, İran'dan görüyor. Masrafları
İran devletinin karşıladığı kutsal mekânlara geziye davet
edilen Türk Alevilerine cemevlerini kurarken maddi destek
de teklif ediliyor. Onlar bu desteği kabul etmese de, Şiilik
giderek Aleviler arasında daha etkili olma yolunda ilerliyor.
Ancak Türk Alevilerinin radikalleşme eğilimi yok..
Türkiye'de
Şiilerin en yoğun yaşadığı İstanbul Halkalı'da duvarlar
İran destekli merkezi Lübnan'da bulunan Hizbullah'ın duvar
yazılarıyla süslü. "Hizbullah'ın adı bir yıl öncesine kadar
mahallemizde pek anılmazdı" diyor 24 yaşındaki Açıköğretim
Fakültesi öğrencisi Adem Akdağ. Ancak İsrail'in Lübnan'a
saldırılarını yoğunlaştırması, Irak'taki Sünni-Şii çatışması,
ister istemez gençlerin yüzünü Ortadoğu'ya çeviriyor, onları
öfkelendiriyor ve Şii örgütlere yönelik bir sempati uyandırıyor.
Türkiyeli
Şiilerin sayısı 300 binin üzerinde. Liderleri Selahattin
Özgündüz, İran'a sempatileri olduğunu doğruluyor. Türk
Şiileri, İran'a sempati duyuyor olsalar da İran'ın Kum kentini
değil Irak'ın Necef havzasını dini merkez olarak görüyor.
Yazar Ali Bulaç'a göre bu ayrıntı, Türk Şiilerinin
radikalleşmesi önündeki en büyük engel. Gazeteci Cengiz
Çandar'a göre şu anda Türkiye Caferileri, yüzde 75'i
Şii olan Irak Türkmenleri gibi, Irak'taki koalisyon işgaline
bir ölçüde destek veren Ayetullah Sistani'yi dini lider
olarak görüyor.
Derin
farklar var
Peki
Ortadoğuda Şiilerin güç kazanması Türkiye Şiilerinin de
radikalleşmesinin kapısını açabilir mi ve bu gelişme Alevileri
etkiler mi?
Türkiye
Şiileri'nin lideri Özgündüz, Türkiye'deki laik demokrasiden
memnun olduklarını söylüyor.
Özgündüz'ün
görüşlerine kuşkuyla yaklaşanlar da var. Şiilerin tehlike
anında gerçekleri saklamayı (takiye) caiz görmeleri nedeniyle
Özgündüz'ün Türkiye'deki laik demokratik sisteme destek
veren sözleri, Türkiye Alevilerinin, aralarında Ali Kenanoğlu'nun
da yer aldığı önde gelen isimleri tarafından samimi bulunmuyor.
Uluslararası
Stratejik Araştırmalar Kurumu'nun İran Uzmanı Arzu Celalifer
Ekinci'ye göre, İran'ın Türkiye Alevileri üzerinde etki
oluşturması çok zor. Çünkü her şeyden önce Aleviler bir
bütün değil. Türkiye'deki Aleviler siyasi ve dini pratik
açısından, her modern toplumda olduğu gibi kendi aralarında
derin farklılıklar gösteriyor.
Yazar
Ali Bulaç da Sünni nüfusun yoğun olduğu ülkelerde İran'ın
devrim ihraç girişimlerinin başarısız olduğunun altını çiziyor.
İran'ın Suriye ve Mısır'daki girişimlerinin hüsranla sonuçlandığına
dikkat çekiyor.
Alevilerin İran gezisi
Çorum,
Ankara, Malatya gibi illerde bulunan birkaç küçük oluşumu
dışarıda tutarsak, İran'ın geçmişte Alevileri ve bu arada
Hatay bölgesinde yaşayan Nusayrileri (Arap Alevileri) etkileme
çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Pek çok Alevi yazar,
Çorum'da yaşanan Alevilikten Şiiliğe geçiş olayının bir
istisna olduğu görüşünde. Gazeteci Miyase İlknur,
yarım kalan cemevlerinin inşaatlarının tamamlanması için
İranlıların maddi destek teklif ettiklerini öne sürüyor.
İran'ın Alevi örgütleriyle iyi ilişkiler sağlamak için kullandığı
yollardan biri, Alevi derneklerinin temsilcilerini, Büyükelçilik
aracılığıyla İran'a davet etmek. 2003'teki geziyi, Kültür
Bakanlığı'nda memur olarak çalışan Hüseyin Gazi Derneği
Başkanı olan Gülağ Öz organize etmiş. SABAH'a
konuşan Öz, İran'dan gelen daveti Dışişleri Bakanlığı'na
danışarak kabul ettiklerini doğruluyor. Bu gezilerden birine
katılan Gazi Cemevi Derneği Başkanı Hıdır Elmas ise
12 gün süren ziyaret boyunca misafirperverlik gördüklerini,
Aleviler için kutsal sayılan Erdebil, Tebriz, Meşhed gibi
bölgeleri gezdiklerini anlatıyor. İranlı yetkililerden Şiilik
yönünde herhangi bir telkin görmediklerini de sözlerine
ekliyor. Masrafları İran devleti tarafından karşılanan geziye
katılmayı reddeden yazar Cemal Şener ise bu gezileri misyonerlik
faaliyetlerinin bir parçası olarak değerlendiriyor.
"Şiileştirme
çabası..."
Gazeteci Miyase İlknur'a göre, İran, Türkiye'deki
Şiiler aracılığıyla, Ehl-i Beyt sevgisi, Kerbela, Aşure
gibi kutsal sayılan değerleri kullanarak, Alevileri Şiileştirmeye
çalışıyor. İlknur'un iddiasına göre, Halkalı'daki Türkiye
Şii cemaati, bu çalışmaların merkezinde yer alıyor. Halkalı
Aşure meydanındaki törenlere Alevilerin yoğun olarak katılması
için Ehl-i Beyt Vakfı gibi kimi Alevi örgütlere de çağrıda
bulunuyor. Cem TV bu törenleri naklen yayınlıyor.
İlknur'a göre, bazı Aleviler, bu gibi toplantılara gide
gele, iki inanç sistemi arasındaki benzerliklerin de etkisiyle,
Şiileşebilir. Tahran'ın Türkiye'de bir zamanlar yaptığı
gibi misyonerlik faaliyetleri yürütmesi mümkün değil. Ama
Şiiliğin yükselişinin Türkiye'deki Alevileri etkilemesi
mümkün.
"Alevi-Şii
farkı yok"
Selahattin
Özgündüz/ Türkiye Caferileri lideri
Aleviler
ile Şii cemaat arasındaki yakınlaşma olasılığını Şii lider
Özgündüz'e soruyoruz.
Özgündüz,
Alevilerle aralarında kültürel ve bölgesel nedenlerden kaynaklanan
ayrıntılar dışında bir fark olmadığını, Alevilerin fıkıh
noktasında 400 yıldır bilgisiz bırakıldıklarını iddia ediyor.
Diğer bir deyişle Alevileri bilgilenmeye yani Şiileşmeye
davet ediyor. Özgündüz Irak'ta, Hekim Ailesi'nin yönetimindeki
Darul Hikme medresesinde 1966-1972 yılları arasında eğitim
görmüş. Özgündüz'ün okulda özel ders aldığı hocalardan biri,
daha sonra İran İslam devriminin lideri olacak olan Ayetullah
Humeyni'ymiş. Türkiye Caferilerinin dini konularda bağlı
bulunduğu müçtehit, uzun bir dönem boyunca Iraklı Büyük
Ayetullah Cevad Tebrizi'ydi. Azeri Türkü olan Tebrizi'nin
Kasım 2006'da 82 yaşında ölmesinden sonra Türkiye Şiileri
henüz kendilerine yeni bir dini yol gösterici belirlemedi.
Caferilerin İstanbul'da 30, tüm Türkiye'de ise 300 cami
veya mescidi bulunuyor. Kanunlara göre camilerde Diyanet
İşleri Başkanlığı'nın atadığı imamların görev yapması gerekiyor.
Fakat Özgündüz'e göre, Başbakanlıkta yapılan "Hüsnüniyet
Mutabakatı" (iyiniyet anlaşması) gereği devlet Şii cemaatini
"taciz" etmiyor. Diyanet'ten üst düzey bir yetkili de Caferi
camilerine imam gönderseler de cemaatin onun arkasında durmadığını
kabul ediyor. Şii cemaati kendi belirlediği ve maaşını ödediği
Caferi imamlardan din hizmeti alıyor.
Çorum'da
Alevilikten Şiiliğe geçenler
Eski
SHP milletvekili Cemal Şahin'in oğlu Teoman Şahin,
1979'da üniversitede okurken gerçekleşen İran Devrimi'nden
derinden etkilenir. Fikirlerini babasıyla paylaşarak Alevilikten
Şiiliğe geçer. 1987 yılında baba ve oğul Ehl-i Beyt Camisi'ni
kurarlar. Caminin bin kişilik cemaati var. Şahin, Hacı Bektaşi
geleneğini bırakarak gerçek Aleviliğe döndüklerini iddia
ediyor.
Devrim
sonrası soğudular
Cemal Şener/ Araştırmacı-yazar
Yazar
Cemal Şener, Anadolu'da Şii mayasının tutmayışını, Anadolu
Alevilerinin tarih boyunca din eksenli rejimlerden çok zarar
görmelerine bağlıyor. Aleviler, İslam devrimi öncesinde,
dinsel ve kültürel ortak noktaları nedeniyle İran'a sıcak
bakarken, devrim sonrasında Tahran'dan soğudular. Daha sonraları
İran'ın Alevilerin desteğini kazanmak için maddi yardımlar
önerdiği iddia ediliyor. Şener, Şiilerin Alevilerle yakınlaşma
çabasının başarılı olamayacağını belirtiyor.
Şiddetten
uzak durmalı
Hamit
Turan/ İmam
Hamit Turan, 1951 Iğdır doğumlu. 17 yaşında dini eğitim
almak için önce İran'ın Tebriz kentine gitmiş. Farsça öğrenmeye
başlamış. Ancak oturma izni problemi yaşayınca Irak'ın Necef
kentine geçmiş. Burada tam altı yıl din eğitimi aldıktan
sonra Türkiye'ye dönmüş ve askere gitmiş. Askerliği sırasında
Şii imamı olduğunu gizlemiş. Ancak bir gün Farsça bir mektup
alınca, durumu komutanına anlatmak zorunda kalmış. Turan,
halen Zeynebiye Camisi'inde imamlık yapıyor. Gençlere, şiddetten
uzak durmaları yönünde telkinlerde bulunuyor.
İran
devrimi heyecanlandırdı
Fazıl
Agiş/ Öğretim görevlisi
Fazıl
Agiş, 1946 Tokyo doğumlu, Fırat Üniversitesi'nde öğretim
görevlisi. Rusya'nın Kıpçak Türklerinden olan Agiş'in babası
Rus-Japon savaşında Japonya'ya iltica etmiş. 1953 yılında
çıkan bir kanunla Türk vatandaşlığını alan aile 1954 yılında
Türkiye'ye yerleşmiş. Ankara Siyasal Bilgiler Mezunu olan
Agiş'in sınıf arkadaşlarından biri, Abdullah Öcalan'mış.
Bürokraside uzun yıllar çalışan Agiş, "İran Devrimi beni
heyecanlandırdı. Her şeyi bıraktım İran'a gidip 1983-87
arasında din eğitimi aldım" diyor. Ancak sonra din adamı
yerine üniversitede Türkoloji bölümünde çalışmayı tercih
etmiş.